27.02.2006

 

Tam Macera Bir �izgi Roman Projesi

�zg�r Kurtuluş

Tam Macera aylık olarak �ıkmaya hazırlanan bir �izgi roman dergisi. Ekipten �zg�r Kurtuluş�un anlatımıyla proje ayrıntılarını aktarıyoruz.

2005 yılının Mart ayında, Ankara�da bir �izgi roman serisi �retmek amacıyla başlayan Tam Macera, daha sonra genişletilerek, i�inde farklı serilerin yer aldığı, �izgi roman k�lt�r�ne y�nelik sayfaları da i�eren aylık bir dergi projesine d�n�şt�. Her bir serinin bir alt proje olarak ele alındığı, editoryal bir �alışma altında yazar ve �izerlerin bir araya getirildiği projede, derginin i�eriği belirlendi ve stok ama�lı senaryo ve �izim �alışmaları yapıldı. 2006 yılının Ocak ayında kurduğumuz yayınevi �atısı altında bir aylık bir dergi �ıkarmayı hedefleyen �alışmalar devam etmekte.

Tam Macera �izgi roman dergisi projesi geliştirilirken �izgi roman �retimi ve T�rkiye�deki �izgi roman piyasası �zerine �alışmalar yapıldı. Okuyucu anketleri, piyasa araştırmalarını da kapsayan bu �alışmalarda bir �izgi roman dergisi yaparken izlenmesi gereken s�re�ler incelendi: �retim, �oğaltım, dağıtım ve tanıtım. Bu s�re�lerin her birinin �zerinde �alıştık. İşin doğası gereği ilk etapta ağırlığı �retim �zerine yoğunlaştırdık. Bununla birlikte temel bir prensip geliştirdik. �izgi roman bir yayıncılık faaliyetidir. Bunun gerekliliklerini yerine getirmelidir. Piyasa koşullarını dikkate alarak aylık bir dergi i�in bir �retim s�reci (yapısı) oluşturmalıdır.

�RETİM: �zellikle �izgi roman gibi k�lt�rel bir �r�nde ilk sorun i�eriktir. Sebep: insanlar i�eriği satın alır. Bu durumda karşınıza �� durum �ıkıyor: 1) �izgi roman satın alacaksınız 2) �izgi roman �reteceksiniz. 3) Karma bir strateji izleyeceksiniz. Projemizin temel dayanaklarından biri �izgi roman �retimi olduğu i�in yerel ve �zg�n serilerin ağırlıkta olduğu karma bir strateji izlemeye karar verdik. Bu durumda karşımıza iki sorun �ıktı. 1) İ�erik nasıl �izgi romanlardan oluşacaktı? 2) Bir dergi i�eriğini ağırlıklı olarak dolduracak kadar �izgi romanı nasıl �retecektik? Fazla detaya girmek gereksiz, �zet olarak sorun hikaye ve �izer sorunudur. �ncelikle finansal kaygılardan ve yapacağımız �izgi romanların yeni bir soluk, yeni bir enerji getirmesini istediğimizden, piyasadaki tecr�beli �izgi romancılara gitmedik. Gen� �izerlerle �alışmak istedik. Daha �nceden �izgi roman yapıp yapmadığı �nemli değildi. Projenin aynı zamanda bir �ğrenme ve �ğretme s�reci olduğunu d�ş�nd�ğ�m�zden, bileği kuvvetli, hevesli, gen� bir �izer adayının bize daha �ok katkısı olabileceğini d�ş�nd�k. Bir yandan yazar ve �izerlerle iletişime ge�erken bir yandan da yayınlayacağımı �izgi romanlar �zerine kafa yorduk. �izgi romanların derginin mutfağında �retilmesini, editoryal bir �alışma sonucu ortaya �ıkmasını istediğimiz i�in belirli t�rlerde belirli hik�yeler �zerinde �alıştık. Tam Macera�ya �zg� bir yayın politikası geliştirdik. �ncelikle şunu hep g�z �n�nde tutmak gerekiyordu: D�nyada hi�bir �izgi roman �izerler i�in yapılmıyor. İstisnaları olabilir ama kural bozulmaz. �izgi roman okuyucu i�in yapılır. Peki, okuyucunun beklentisi ne? �ncelikle hik�ye. �izgi roman bir anlatı sanatıdır ve b�t�n anlatı sanatlarında olduğu gibi (edebiyat, tiyatro, sinema, radyo tiyatrosu vs.) hik�yenin dramatik bir etkisinin olması, heyecanlandırması, duygulandırması, g�ld�rmesi, korkutması vs. esastır. Eğer hik�ye bayatsa, tutarsızsa, sıradansa insanoğluyla alakasızsa okurların ilgisini �ekmesi beklenemez. T�rkiye�de nasıl �izgi roman hikayeleri okunur? Burada herkesin konuştuğu bir yerellik meselesi var, doğrudur. Ancak bunun suyunu �ıkarmamak gerekir. Ş�yle ki, iletişimin bu kadar yaygın olduğu bir d�nemde evrenselliği, pop�ler k�lt�rlerin kodlarını dikkate almadan �retilen b�t�n hikayeler marjinaldır. Yani şu anda Dede Korkut değil de Harry Potter okunuyorsa bunun sebebi, yakaladığı evrenselliktir. Bug�n Kore, İran, �in filmleri b�t�n d�nyada seyrediliyorsa, ve kendi �lkesinde de bir patlama yaşıyorsa b�t�n mesele evrenselliği yakalayabilme g�c�ndedir. O zaman yerellik diye tarihe ve k�ye d�nmeyeceğiz, hikayelerin hepsini İstanbul�un turistlik mekanlarında ge�irmeyeceğiz. Buralı hikayeleri evrensel bir anlatı yapısı i�inde anlatacağız. Bunun bir form�l� yok. Deneye-yanıla, yapa-ede �ğrenilecek bir şey.

Şanssızlık şu ki bir�ok alanda olduğu gibi �izgi roman hik�ye anlatıcılığında da yeterli bir birikimimiz yok. Yani sıfıra yakın bir yerden başlıyoruz. Bir yandan da meselenin yazar yokluğu, hik�ye kabızlığı olduğu, �ok y�nl�, farklı t�rde, iyi yazılmış hik�yelerin olmadığı s�yleniyor. Doğrudur. Yazar olmadığı, �izerlerin de kendi hik�yeleme kapasiteleri ve yaratıcılıkları d�zeyinde iyi hik�yeler yaratabildiği s�yleniyor. Doğrudur. �izerlerin burnu b�y�k bir tavırla en iyisini ben bilirim havası i�inde olduğu s�yleniyor. Olabilir. Ge�enlerde bir forumda okuduğum şu s�zlere bakın: �Ben genelde konuşma balonsuz �izgi romanlar yaptığım i�in yazara gerek olmuyor..� Yani yazar dediği konuşma balonu yazarı. Yani �izgi roman senaryosundan anladığı konuşma balonları. Ama bunlar yapısal sorunlar değil. �izerleri ve yazarları bir araya getirecek, insanları yazmaya da teşvik edecek, y�nlendirecek bir yayınevi ya da platform bu sorunları zamanla ��zecektir. Yeter ki insanlar kolaya ka�masın, akıllarına ilk gelen fikri muhteşem sanmasın, �izgi roman yazarlığı k���msenmesin, senaryoya gereken �zeni, araştırmayı ve sabrı g�stersin. Sinemada bir deyim var, �izgi romanda da aynısının ge�erli olduğunu d�ş�n�yoruz. İyi senaryodan k�t� film �ıkabilir ama k�t� senaryodan iyi film �ıkmaz.

Peki �izim ne olacak? Aslında bu bir yumurta tavuk hik�yesi. T�rkiye�de yeterli �retim yapılamıyor. Tembellik, motivasyon eksikliği, umutsuzluk, umarsızlık� bir s�r� sebep. Ortada �retim olmayınca satılacak bir şey de olmuyor. Bir şey satılmazsa pazar oluşmuyor. Pazar oluşmayınca talep, talep olmayınca �izer olmuyor� bu b�yle gider. D�ng�y� bir yerden kırmak lazım, bu da misyonla ilgili. Bug�n �izgi roman işine �izer, yazar, yayıncı olarak giren herkesin bir �eşit misyon duygusuyla hareket etmesi gerekiyor. Kısa vadede kazan� yerine uzun vadede gelişmiş bir pazar oluşturma hedefi koyulması gerekiyor. Bir �eşit idealizm yani. Bu devirde bulmak �ok zor. Gemisini kurtaran kaptan �ağında yaşıyoruz. Ama eğer araştırırsanız, İtalya, ABD, Japonya gibi �lkelerde bu hep b�yle olmuştur. Bu �lkelerde bu �eşit bir misyon �stlenen birileri vardır. Başka t�rl� olamaz ��nk� konu s�t, yumurta, otomobil değil, �izgi roman. Yani a�ık�a �nemli bir ihtiya� maddesinden s�z etmiyoruz. Tıpkı sinema ve edebiyat gibi. O zaman idealizm şart oluyor. Yazar �izerlerin �zverisi, yayıncıların sabrı gerekiyor. Ve d�r�stl�k. �� kuruş i�in birbirini satmayan, dolap �evirmeyen, anlayış ve irfan sahibi insanların birlikteliği. Bu devirde bunu da bulmak zor. Zurnanın zırt dediği yerlerden biri burası. �zverili, �alışkan, yetenekli yazar �izerler+sabırlı, d�r�st, akıllı yayıncılar=�izgi roman yayıncılığı. İşte size form�l. Bu form�lden bir kalem �ıkarın bu iş �ok zora giriyor. Maalesef işin �retim boyutu b�yle hassas bir dengede. Bug�ne kadar neden olmadı? Bunu yazar, �izer ve yayıncılara sormak lazım ama kesinlikle okuyucuya değil.

Şuna inanmıyoruz: bu �lkede �izgi roman okunmaz. Ne yaparsan yap �izgi roman satmaz. Bu �ağ ilginin ve talebin yaratıldığı bir �ağ. Bu �lkede pop m�zik diye birşey yoktu. Bu �lkede T�rk Sineması ��km�şt�, kitap okunmuyordu vs. Elbette T�rkiye k�lt�rel t�ketim bakımından en �nde gelen �lkelerden biri değil, ama bir şey �ğrenildi: İlgi �ekmek, talep yaratmak. 2005 yılında bir kitap 600 bin sattı. 10 milyon dolara bir film �ekildi, ilk hafta hasıtlatı 2 milyonu ge�ti. Her g�n yeni projeler geliştiriliyor, sinema, TV dizisi, tiyatro, dans� Her hafta yeni bir yerli yazarın, her g�n yeni bir pop�unun adını duyuyoruz. Bunlar bir k�lt�r sekt�r�n�n oluştuğunun işaretleridir. �izgi roman da bu k�lt�r sekt�r�nde kendine bir yer edinebilir. Şu anda T�rkiye�de en g�d�k k�lt�rel alan �izgi roman ve sebebi insanların ilgisizliği değil. TV, Sinema, bilgisayar oyunları hi� değil. Amerika�da, İtalya�da, İngiltere�de, Japonya�da, Kore�de, Norve� ve İsve�de, İspanya�da, Fransa�da, Meksika�da TV yok mu? Bu �lkelerin istisnasız hepsinde son �� yılda �izgi roman �eşitliliği y�kseliş g�steriyor. En son Harry Potter kitabı i�in yapılan bir araştırma: �ocukların %40a yakını Harry Potter okumayı televizyonda en sevdikleri programa tercih ediyor. Harry Potter ne? Bir kitap. İ�inde resim bile yok. Okumak bir ihtiya�tır, seyretmek ise bir zorunluluk. �izgi roman okumayı ve seyretmeyi bir araya getiren ender alanlardan biridir. Buna inanmak gerekiyor.

Bug�ne kadar bu �lkede �izgi romancı yetiştiren bir okul kurulamamışsa, bir �izgi roman yayıncıları birliği yoksa, �izerlerin yazarların ortak �retim ortamları, atolyeleri var olamıyorsa bu okuyucunun su�u değil. Okuyucu şu da değil: �Haydi �izgi romana destek olalım. Okumasanız da alın bir tane, hatta birka� tane alın, arkadaşlarınıza aldırın, reklamını yapın, birbirinize sevdirin�..�. �izgi roman acı ila� değil. Zevk alınacak bir şey. B�yle bir tavır kendi işine saygısızlık, okuru saf yerine koymaktır. Bu şu demektir: �Benim �izgi romanım sana bir şey katmayacak, seni eğlendirmeyecek, sana zevk vermeyecek b�yle iddialarım yok benim. Ama sen yine de al. Destek ol. Yoksa T�rkiye�de �izgi roman �lecek ve sen istesen de alamayacaksın.� Bu �lkede �izgi romana en fazla zarar veren tutumdur bu. Şu olmalıydı: �Ben �yle g�zel bir iş �ıkardım ki, bunu almak i�in koşa koşa gideceksin. Bu �izgi romanı alırsan �ok iyi vakit ge�ireceksin, verdiğin paraya ve harcadığın zamana değecek.� ��nk� bu d�nemde mesele para ve zamandır. İnsanlar paralarının karşılığını almak istiyorlar. Senin �retimde, dağıtımda yaşadığın zorluklar, �zverin, alın terin kimsenin umurunda olmak zorunda değil. O adam da senin �izgi romanına vereceği parayı kazanırken alın teri d�k�yor, �zveride bulunuyor, yoruluyor. Sana niye versin o parayı demiyor kimse. Tavır �nemlidir. Kendine g�ven, �rettiğin esere g�ven ve onu �retmeye dayanacak kuvvet� Arnold�un sevdiğim bir lafı var: �Acı yoksa kas yok!� Bug�n T�rkiye�de �izgi roman �retmeye niyetli yazar ve �izer adaylarının b�y�k kısmını oturdukları yerde ��gen v�cutlara sahip olmayı bekleyen kişiler gibi g�r�n�yor. Bu insanlar Amerika, İtalya, Japonya�daki yazar, �izer ve yayıncıların deneyimlerini �ğrenmeleri gerekiyor. Bonelli�nın nasıl kurulduğunu, ne şartlarda nerden nereye geldiğini, şu an ş�hretinin zirvesindeki Frank Miller�in nasıl FRANK MILLER olduğunu, Japonya�daki ve Kore�deki �izerlerin bir g�nde �rettiği sayfa sayısını� Kimse d�nden bug�ne meşhur, zengin, olmuyor, olanlar da �izgi romanla olmuyor. Bu işin bir bedeli var. Bug�ne kadar ki �izgi romansız d�nemi bu bedeli �demeye hazır insanların azlığı ile a�ıklamak lazım. Bununla birlikte �destek� meselesi bir a�ıdan �nemli. Ama kim kimi desteklemeli? Bir �izgi roman pazarı oluşturmak i�in �izerler birbirini desteklemeli, yayınevleri birbirini desteklemeli. Medyadan bu sekt�r� destekleyecek insanlar bulunmalı ve sekt�r�n i�ine �ekilmeli. Destek okuyucudan beklenmemeli, sekt�r�n akt�rleri i�inde olmalı diye d�ş�n�yoruz

Son olarak �zellikle �izgi roman forumlarında neredeyse �� beş satırda bir yinelenen bir c�mleyi analım. ��izgi roman yapmak d�nyanın en zor işi� Ger�ekten �yle mi? Mesela animasyon yapmak saniyede 24 kare� Mesela film �ekmek, filmi bırakın TV dizisi �ekmek. yağlıboya resim yapmak, m�zik bestelemek, roman yazmak, tiyatro oyunu sahnelemek� Bunlar kolay işler. Beyin ameliyatı yapmak, madenci, kamyoncu, demirci olmak işten bile sayılmaz. �izgi roman yapmak �d�nyanın en zor işi� değil.. Elbette zor ama d�nyanın en zor işi mi ger�ekten? �izgi roman �retmeyi d�nyanın en zor işi olarak g�ren insanlar bu işe hi� bulaşmamalı diye d�ş�n�yorum. ��nk� bu insanların �zorluk� denen şeyle hayat boyu karşılaşmadığını ve karşılaştıkları ilk �zorluk� ta da pes edeceklerine eminim. Zor olan sevmediğin işi yapmaktır. Zor olan �zor olduğunu d�ş�nd�ğ�n� bir işi yapmaktır. Kanımca bu mesele her meslekte g�r�len yaptığın işi y�celeştirme hastalığından kaynaklanıyor. Kendini �nemli, gerekli, vazge�ilmez hissetmeyle ilgili bir psikoloji olsa gerek. Bu iş d�nyanın en zoru işi, ben bu işi yapıyorum. D�nyanın en zor işini. Superman!

�OĞALTIM: bug�ne kadarki �izgi roman dergisi tartışmalarında sorun olarak g�r�len bir s�re� de edisyon ve baskı kalitesi. Bu mesele tamamen ticari bir konu. Ticari ��nk� gelir gider dengelerine dayanıyor. Bir yayınevinin g�z g�re g�re �izgi romanları saman kağıda �amur baskı yapması, o yayınevinin iş bilmezliği ile a�ıklanamaz. Bu bir b�t�e meselesidir. Ve b�t�eyi yapanı ilgilendirir. B�t�eyi yapanın ticari zekası, �n g�r�ş�, alabileceği risk ve sermaye g�c�d�r mesele. Yoksa ucuzculuk, aptallık sadece bu işin dışında olanların, yani okuyucunun ithamlarından �teye gidemez. Bu noktada T�rkiye�deki garip bir huyu da sorgulamalı. Herhalde başka hi�bir iş kolunda, yayınevlerinin yanı şirketlerin politikaları okuyucu tarafından bu kadar tartışılmıyordur. Tartışmak bir yana, ulu orta, bayağı ve temelsiz polemikler s�z konusu. Bir yayınevinin edisyon ve baskı anlayışının �zellikle internet forumlarında yerden yere vurulmasının olası sonucu, o yayınevinin okuyucunun g�z�nde prestij kaybetmesidir. Bu durum o yayınevinin finansal g�c�ne bir şey katmayacağından, edisyon kalitesine de olumlu y�nde bir katkı sağlamayacaktır. Bir yayınevi bir �izgi romanı belirli bir edisyon ve baskı kalitesinde yayınlar. Belirli bir fiyat koyar. Beğenen alır beğenmeyen almaz. Kural bu olmalı. Yayınevi d�ş�k satışla cezalandırılmalı, polemiklerle değil. �rneğin: T�rkiye i�in şu noktada renkli baskı l�kst�r. Renkli baskının getireceği ekstra okuyucu sayısı, o yayının baskı maliyetindeki şişmeyi karşılamamaktadır. Ancak elbette bu bir fikir, denenmeli, tartışılmalı. Bununla birlikte kağıt ve baskı kalitesinde her yayınevi elindeki maddi olanaklar �er�evesinde kendi optimum ��z�m�n� bulur. Hata yaparsa cezasını g�r�r. AKREBİN G�LGESİ�ni d�ş�n�n, RESİMLİ ROMAN�ı d�ş�n�n. Edisyon harika, peki ka� sayı s�rd�? Mesele edisyon ile ticari koşullar arasında bir denge kurabilmektir. �izgi roman yayıncılığının �nemli bir koşuludur bu denge.

DAĞITIM VE TANITIM: İşte bambaşka bir sorun (s�re�). �izgi roman camiasındaki bir�ok kişiye g�re en �nemli sorun. Bence de �nemli ama yukarıda s�ylediğim gibi diğerlerinden daha fazla değil. Bu �lkede bağımsız yayınlar bir dağıtım problemi yaşıyor. Tekelleşme, kartelleşme vs. Bununla birlikte bu sorunu aşan bağımsız yayınlar da yok değil. Mesela Leman. Peki nasıl oldu? Bir kere olduysa bir kere daha olamaz mi? Dağıtım meselesini tanıtımdan ayrı d�ş�nmenin zor olduğunu iddia ediyoruz. Meselenin g�r�n�r olmak, insanlar da merak uyandırmakla ilgili olduğunu d�ş�n�yoruz. ��nk� dağıtıcı firma satacağına inanmadığı (ki eski tecr�beler sayesinde �izgi romanda bu inan� yerleşmiştir) yayınları yaygın bir şekilde dağıtmakta �ekingen davranıyor. Ticari anlamda tutarlı bir durumdur bu. Bununla birlikte dağıtımı kolaylaştıracak en b�y�k etken taleptir. Yani bir talep yaratmak gerekiyor ki bu da tanıtımla oluyor. Herhangi bir medya patronuna bağlı olmayan bağımsız bir yayın i�in bile g�r�n�r olmanın bir takım yolları var. Elbette b�y�k bir gazete ilanı, bir televizyon reklamını b�t�elendirmek �ok zor bir iş. Ancak bu mecralarda yer almak sadece reklam kuşaklarından, ilanlardan ge�miyor. Kişisel ilişkilerle ya da sabırla yaptığınız �r�n� doğru kişilere ulaştırarak ve tanıtarak da televizyonda gazetelerde g�r�nebilirsiniz. Elbette bunun da bir ekonomisi var ama g�ze alınabilecek bir ekonomi. Diğer yandan iletişim olanakları gelişiyor. Internet diye bir şey var. Makul b�t�elerle doğru yerlerde g�r�nebilirseniz, doğru stratejiler geliştirebilir, doğru ilişkiler kurabilirseniz, internet yoluyla doğru kişilere ulaşabilirsiniz. Bunlar yaratıcılıkla, kafa yormayla ve �alışmayla aşılabilecek sorunlar. Bir de radyo var tabi. Ucuz, yaygın, etkili� daha ne olsun. Ve tabi ger�ek hayattaki (yanı sanal olmayan) topluluklar. Mesela �niversiteler, dernekler vs. bunlara ulaşmak atla deve olmasa gerek. Sadece burnu b�y�kl�kten kurtulmak ve etrafa bakmak gerek.

En b�y�k reklam ise kulaktan kulağa olanı. Burada da mesele i�erik olayına d�ğ�mleniyor. Leman bunun en g�zel �rneğidir. Ortaya iyi bir iş koyarsınız. Bir kısım insana ulaşırsınız. O insanlar bunu diğerlerine anlatır. İletişim olanakları ne kadar gelişirse gelişsin, insanlar hala ve her zaman arkadaşlarının zevklerine g�venecekler. Onların tavsiyelerini 5 dakikalık TV reklamlarına tercih edecekler. Bug�n bir filmin reklamı ne kadar yapılırsa yapılsın. Tanıtıma ne kadar para harcanırsa harcansın, eleştirmenler o filmi yere g�ğe sığdıramasın, gişe kulaktan kulağa yayılan tavsiyelerle ya da k�t�lemelerle belirleniyor. Leman da bu b�yle oldu. Eşkıya filminde b�yle olmuştu, Babam ve Oğlum da b�yle oldu. İnsanlar birbirlerine anlattılar. Merak eden insanlar talep ettiler. (Bayiinizden ısrarla isteyiniz!) Bayiler dağıtımcıdan talep etti ve gerisi geldi.

Dağıtımdır, tanıtımdır, baskıdır bu meseleler �nemli. �zerinde ciddiyetle �alışmak gerekiyor. Ancak ortaya elle tutulur, s�rekliliği olan, ilgi �ekici eserler koyamadıktan sonra gerisi boşlukta hoş bir sedadan ibaret. �Contend is the king� (İ�erik kraldır) diye bir lafı vardır Amerikalıların. �ok doğru bir laftır ve Amerikan k�lt�r end�strisinin temelidir. İ�eriği sağlam, okuyucuya ulaşan, okuyucuya kendini sevdiren, ticari olarak doğru adımları doğru zamanlarda atabilen bir dergi yaşayacak; kendi okur kitlesini oluşturacak, para kazanacak ve hem memleketin �izgi roman sekt�r�ne katkı sağlayacak hem de yazar-�izer tayfası i�in bir ge�im kapısı olacaktır. Biz buna inanıyoruz. TAM MACERA bu inan�tan doğan bir girişimdir.

2005 yılının Mart ayında �alışmaya başladık. Şu an ilk derginin malzemesi hazır gibi, derginin �atısı da ve i�erik yapısı da kurumuş durumda. Ancak şu aşamada daha fazla ele, beyne ve �retime ihtiyacımız var. Bizimle aynı paydada buluşabilecek, derdi iş yapmak olan insanlara ihtiyacımız var. Yazar, �izer, sayfa edit�r�, grafik tasarımcı... Sonu�ta bu bir s�reli yayın projesi ve amacımız dinamik bir kadro oluşturarak, kendini s�rekli yenileyen ancak tutarlı; kaliteli ancak s�rekli; estetik olarak g�zel ancak ticari anlamda da başarılı bir dergi yaratmak. Bu doğruludaki t�m katkılara a�ığız. Elbette yukarıda ki d�ş�nceler tartışılır. Sonu�ta herşeyin bir şeyi vardır. Ancak bu tartışmanın s�nd�r�lmesi, kişisel polemiklere d�n�şmesi, bir ego m�cadelesi şeklini alması gerekmiyor. Bu tartışmanın paralelinde bir �retim s�recin devam etmesi gerekiyor. Havadan değil, �retilen �zerinden konuşmak gerekiyor. TAM MACERA�nın varlık nedeni budur, amacı budur, motivasyonu budur.

www.tammacera.com
bilgi@tammacera.com




En Son Eklenen 5 İnceleme

Tuna�nın Ağıdı: Plevne
03.11.2007
T�rkiye�de tarihi �izgi romanın gelişiminde �nemli bir durak olan Ratip Tahir Burak�ı ayrıcalıklı kılan se�tiği konular ve �izgisinin orijinalliği idi. ...

Kızlar İ�in Manga:
11.10.2007
Kitap d�kkanı zincirlerinden birine girdiğinizde yerde uzanmış manga � Japon yazarlar tarafından yazılmış ve �izilmiş, siyah beyaz, kalın �izgi romanlar � okuyan bir gen� kızla karş...

Harry Potter ve The Books Of Magic
03.10.2007
Harry Potter serisi ve the Books of Magic (B�y� Kitapları) serisi arasındaki benzerlikler bir �ok kişi tarafından rastlantıdan �te bir şey olarak g�r�l�yor. ...

Hanımlar ve beyler, şu elimde g�rm�ş olduğunuz �izgi roman...
28.01.2007
�izgi romanın doğasına ve potansiyeline ilişkin Emre Kuzuoğlu'dan bir deneme......

Zoraki Casus: Max Friedman
28.01.2007
Vittorio Giardino'nun �nemli bir d�nem �alışması olan Max Friedman, ayrıntıcı �izgileri ve insani hik�yeleriyle benzersiz niteliklere sahip......



 

雪茄| 雪茄烟网购/雪茄网购| 雪茄专卖店| 古巴雪茄专卖网| 古巴雪茄价格| 雪茄价格| 雪茄怎么抽| 雪茄哪里买| 雪茄海淘| 古巴雪茄品牌| 推荐一个卖雪茄的网站| 非古雪茄| 陈年雪茄| 限量版雪茄| 高希霸| 帕特加斯d4| 保利华雪茄| 大卫杜夫雪茄| 蒙特雪茄| 好友雪茄

古巴雪茄品牌| 非古雪茄品牌

Addmotor electric bike shop

Beauties' Secret化妝及護膚品

DecorCollection歐洲傢俬| 傢俬/家俬/家私| 意大利傢俬/實木傢俬| 梳化| 意大利梳化/歐洲梳化| 餐桌/餐枱/餐檯| 餐椅| 電視櫃| 衣櫃| 床架| 茶几

Wycombe Abbey| 香港威雅學校| private school hong kong| English primary school Hong Kong| primary education| top schools in Hong Kong| best international schools hong kong| best primary schools in hong kong| school day| boarding school Hong Kong| 香港威雅國際學校| Wycombe Abbey School

邮件营销| 電郵推廣| edm营销| 邮件群发软件| 营销软件|