10.01.2005

 

Gırgır, Bir �Okul� Muydu?

Necdet Şen

T�rkiye�nin belki de en �nemli dergilerinden biri olmuş Gırgır�a efsane mitinin dışından bakıyor Necdet Şen. Derginin bi�imini, politik arg�manlarını ve mizahi yaklaşımlarını tartışmaya �ağırıyor.

Sirkeci'den Vilayet'e doğru �ıkan kısa menzilli cadde Ankara Caddesi'dir. Biraz yukarısı ise Cağaloğlu. Doksanlı yıllara kadar matbuatın kalbinin attığı yerdi tarihi yarımadanın tam kalbindeki bu b�lge. Biraz yukarı y�r�y�p, Vilayet'in �n�ne gelince G�naydın gazetesini soruyordun, g�steriyorlardı.

"Morg'un olduğu yokuşta, az yukarıda. Yerebatan Sarnıcı�na yakın."

Gırgır, onun bitişiğindeki ek binadaydı. Matbaa m�rekkebi kokusuyla karışmış keskin, sentetik bir koku karşılardı insanları merdivenlerde.

Yetmişli yılların ortalarıydı. Bir Pazartesi g�n�, sora sora bulduğum binanın dış kapısından i�eri adımımı attığımda, danışmanın �n�nde benden �nce gelmiş, yukarı kabul edilmeyi bekleyen en az yirmi kişilik bir kalabalıkla karşılaşmıştım. Hepimiz �� aşağı beş yukarı aynı yaştaydık. Oğuz Aral'ın �i�eği Burnunda Karikat�rc�ler k�şesinde biz yeniyetme �izerlere yaptığı davete icabet edip karikat�rlerimizi g�stermek i�in gelmiştik dergiye. Bir �st kattaki Oğuz Abi'nin odasına kabul edilmeyi bekliyorduk. Diğer �izerlerin ellerindeki ufak tefek zarfları g�r�nce, koltuğumun altındaki bavul b�y�kl�ğ�ndeki dosya biraz garibime gitmişti. Herkes �ekingen �ekingen bir k�şede dikiliyor, kimse bir diğeriyle konuşmaya cesaret edemiyordu. Birazdan, yani birka� saat sonra, Abi'nin huzuruna kabul edilecek olmanın heyecanı damgasını vurmuştu ortama.

Okulu bıraktığım i�in bir yıl �nce cep har�lığımı kesmişti babam. Ger�i evde karnım doyuyordu, ama ne gazete alabiliyordum ne de kitap. Cebimdeki hi�bir işe yaramayan son 25 kuruşu haftalar boyu avucumun i�inde tuttuktan sonra, artık para kazanmanın bir yolunu bulmam gerektiğine kanaat getirmiştim. Elimden gelen pek fazla bir şeyim yoktu. Kaset icat olunca mertlik bozulmuş, 45'lik plakları artık satmayan t�m şarkıcılar pavyona d�şm�ş ya da işsiz kalmıştı. Yani daha başlamadan kursağımda kalmıştı şarkıcılık d�ş�m. Bol bol hayal kuruyor, bulduğum her k�ğıt par�asına bir şeyler �iziktiriyordum. Ders kitaplarının boş sayfalarına bile... Madem şarkıcı olamıyordum, hi� olmazsa bu hayallere para �deyecek birileri �ıkar mıydı acaba?

Sonunda, para edecek başka bir marifetim olmadığını g�r�nce aylaklığımın, yani d�ş kurma ve eli kılı�lı adamlar, kızlar, portreler, karikat�rler falan karalayabilme "becerimin" �zerinden şansımı denemeye karar verdim. Haftalar boyu, tabii ki babamdan gizli, oturup harıl harıl bir şeyler �izdim. İşte bu kabarık dosya o birka� haftalık didinmenin sonucuydu.

O yıllarda epeyce hayranlık duyduğum Oğuz Aral, tam da o aralar Gırgır dergisinde "�i�eği Burnunda Karikat�rc�ler" diye bir b�l�m a�mış ve ikinci hafta benim karikat�r�me yer vermişti. Karikat�r�m�n yanına yazdığı �vg� dolu yazıda "herhalde kendi kuşağından usta bir karikat�rc� olduğumu, ama nedense adımı hatırlayamadığını, kadın ve seks konularının dışında da espriler d�ş�nmemin yararlı olacağını" belirtiyor, "artık Pazartesi g�nleri saat 17.00'de �i�eği burnunda �izerleri kabul edeceğini, benim de o Pazartesi kendisini g�rmeye gelmemi" ekliyordu.
Bu �ağrı bir tek bana değil, t�m "�i�eği burnunda"laraydı, bizimle y�z y�ze g�r�şmek, tanışmak istiyordu Oğuz Abi.

Tanıştık. Pek hoşlandık birbirimizden. Bir s�reliğine tabii.

Orda başladı aşkım, orda oldu ayrılık.

Yetmişli yıllardı. Televizyon, �nce yoktu, sonra g�n�n belirli saatlerinde sade suya tirit siyah beyaz yayınlar yapan sıkıcı bir cihaz yerleşti evlerimize. Yaşını başını almış olanlara yetiyordu herhalde o kadarı, Bedia Akart�rk'� falan dinliyorlardı, Zafer Cilasun haber sunuyordu, Başbakan Ecevit sinirlenince tikleri artıyordu. Pek eğlenceli değildi televizyon. Ne var ki, benim yaşıtlarımın daha renkli hayalleri vardı. TRT'nin �l��l� bi�ili resmi dili kesmiyordu. İnsanı elinde Gırgır (daha sonraları Fırt dergisi) ile girdiği tuvaletlerde "gizli işler" �evirmeye iten ergenlik hormonlarımız vardı. Gırgır'a g�nderdiğim ilk karikat�rlerin kadınlı-seksli şeyler olması boşuna mıydı yani, derginin neredeyse her sayfası "Pakize"li karikat�rler ve fotomontajlarla doluydu ve bu fakirin de acilen �� beş kuruş cep har�lığına ihtiyacı vardı.

Magazin mecmualarında "Milletler nelere g�l�yor?" gibi başlıkları olan ve yabancı dergilerden apartılmış karikat�rlerin altına "Fransız karikat�r�" ya da "Alman karikat�r�" falan yazılan bir d�nemdi. Akbaba diye bir mizah dergisi daha yayınlanıyordu o zamanlar. 67 yıllık yayın hayatının son yıllarını yaşıyordu Akbaba. Her ne kadar TRT ve Maarif Vek�leti kadar sıkıcı değilse de Gırgır'a kıyasla epey yavan kalıyordu. Hem �izerleri hem de okurları yaşı kemale ermiş, mizah dergisi okuma �ağını �oktan ge�miş insanlardan oluşmuştu. Akbaba değişime ayak uyduramıyordu. H�l� eli fileli memurlar, f�tr şapkalı hacıağalar, cumbalı ahşap evler, kırklı yılların otomobilleri, karikat�rlerin alt kısımlarına yazılan n�kteler ve parantez i�ine alınmış (gazetelerden) ya da (yazısız) s�zler oluyordu. Kısacası, yaşlanmaya y�z tutmuş �izerlerinin elleri gen�lik yıllarında neye alışmışsa, hep o klişelerle aynı minval �zre devam edip gidiyorlardı.

Gırgır, işte tam da b�yle siyah-beyaz (daha doğrusu haddinden fazla gri) bir d�nemde ortaya �ıktı ve matbuatın formel diliyle bağdaşmayacak bir dinamizm ve arayış i�indeki toplumun en azından gen�lerine daha renkli ve daha sokak kokusu taşıyan bir d�nya tasviri sundu.

K�keninde S�avi S�alp'in "edepsiz" mizahı vardı Gırgır'ın. Ger�i S�avi S�alp derginin dışındaydı ama yine de onun (şimdi biraz Charles Bukowski'ye benzettiğim) marjinal d�nyası Gırgır'ın yolunu �izmişti. Devlet aydınlarının se�kinci tavrına nanik yapar gibiydi Gırgır, cici �ocuk olmayı reddediyordu. Doğal olarak tutucu ulema tarafından "yoz" diye damgalanmaktan yakayı sıyıramadı. Ama ne gam? Bu ulema z�mrenin zaten "yoz" bulmadığı bir yenilik yoktu ki. Ha bir eksik ha bir fazla.

O zamana kadar �ok dar bir entelekt�el kesimde var olan eleştirel tavrın pop�lerleşip kitlelerin de diline dolanmasında en b�y�k pay sahibi olan yayın organlarının (yetmişli yıllar itibariyle) Cumhuriyet gazetesi ve Gırgır dergisi olduğunu d�ş�n�yorum. Cumhuriyet'in Demirel ve AP �izgisine karşı takındığı ��r�tmeci muhalif tutum, Gırgır dergisiyle birlikte pop�ler k�lt�r�n neredeyse t�m alanlarına n�fuz etti. Kabuk değiştirmeye hazırlanan kapalı bir toplum, yavaş yavaş a�ık topluma d�n�şmenin sinyallerini veriyordu. Onca yıl boyunca seyredilen filmler, romanlar, ders kitapları, m�zisyenler, yukarıdan aşağı dayatılmakta olan "modernleşiniz" buyruğu, siyasal elit, kentleşme, kentlerdeki k�yleşme, ekonomideki mafyalaşma, k���k burjuvalık, yabancılaşma ve ş�rekası Gırgır'ın alaycı dilinden payını almaya başladı.

Haddinden fazla kuru ve haddinden fazla resmi mizah dili, Gırgır'la birlikte renklenmeye, deyim yerindeyse, "Turist �mer"leşmeye başlamıştı. Protokolde yer alamayanların sesi ve g�lmecesi duyuluyordu ilk kez.

Ne var ki, Gırgır'ın bu fırlama, k�l yutmaz, klişelere �apraz bakıp madara eden yayın felsefesi, ilerleyen yıllarda y�kselen pop�laritesinden gaza gelip kendi klişelerini yarattı. Artık insansevmezliği ve hakareti d�stur edinmiş "Post-Gırgır" bir dergici kuşağı vardı ortada.
Karikat�r�n yapısında hep var olagelen bu sinik tavır, Gırgır'da y�kselip, Leman'da doruğuna �ıktı. Oğuz Aral'ın yapıp ettiği ve dergide �alışan hemen herkesin doğal olarak i�selleştirdiği mizah anlayışı, karikat�rize edilen şahıs ve olguların saygısızca yerin dibine batırılması, aşağılanması, insan (�zellikle erkek) fizyonomisinin �irkinleştirilmesi, hedef kişilerin sadece kusurlu yanlarıyla konu edilmesi, kusur bulunamıyorsa olası kusurların atfedilmesi, "aptal" ve "k�t� niyetli" sıfatlarının bol keseden dağıtılması, �nl�lerin "�teki"leştirilmesi, manevi şiddete maruz bırakılması, vd idi. Tabii ki bu s�re� "aşağılayın kahpeyi" mealinde bir talimat gerektirmiyordu. Karizmatik bir �izerin etrafına biriken ona hayran �ocuklarla kotarılan tek sesli bir dergide, eğilim, ister istemez, "usta"nın klişelerini yeniden �retmek bi�iminde oluşuyordu.

Zannedilenin aksine, bizim �lkemizdeki mizah (kısa bir zaman aralığının dışında) muktedirlerden ziyade "sivil"leri "hicveden" bir mizah oldu. Bizans eskisi kentin �ekirdeğindeki dar bir alana sıkışıp kalmış olan yazar-�izer klanının geleneksel dili olan "Cumhuriyet �ocuğu" ağzı, T�rk mizahının da yolunu, tarafını, dilini belirledi. Bu taraf, sırtında yorganıyla kentin �eperlerine yerleşen niteliksiz �oğunluğun değil, onları g�tmeyi doğuştan edinilmiş bir hak olarak belleyen okumuş-yazmış z�mrenin tarafıydı tabii ki. O nedenle de "ilericilik" ve "muhalefet" gibi kavramlar, mizah dergiciliğinde de Beyaz T�rk'�n tarif ettiği bi�imiyle, sorgulanmadan kabul edilip benimsendi.

Zaten her hafta 16 sayfa �zerinden yıllarca s�ren dergi yayını, zamanla sarakaya alınacak konu bulmakta zorlanan espricilerin bir kısmını, ka�ınılmaz olarak, hayattan kopuk zorlama esprilere ve daha �nce yapılanların tekrarına y�neltecekti. Siyasete ilgi duyanlar a�ısından da (o yıllarda) Cumhuriyet gazetesinden başka pek bir kaynak yoktu. Hal b�yle olunca da mizah dergilerinin "�teki"si s�z konusu gazeteden gayet net �izgilerle belirlenmiş olarak ithal edildi. Geriye sadece bu "k�t�"y� karikat�rize etmek kaldı.

Gırgır'da karikat�r nasıl imal edilirdi?

Her Pazartesi (bazen Salı) g�n� yapılan "espri g�sterme" toplantılarıyla başlıyordu Gırgır'da hafta. Gen� �izerler ve "espriciler" rotatif artığı k�ğıtların �zerine t�kenmez kalemle kabaca �iziktirdikleri "espri"leri toplayıp tomar ediyor ve sırayla Abi'nin �n�ne koyuyorlardı.
Abi'nin tavrı, hımmm, nasıl derler, insanı ezecek kadar mağrur ve otoriter oluyordu bu toplantılarda. �ocuklar zaten hayranlık duyulan bir ustanın karşısındaydılar, "otur" denmeden oturulamaz (oturacak iskemle de yoktu zaten) "konuş" denmeden konuşulamazdı. Bir de �st�ne Abi'nin "siz bir hi�siniz" dercesine duruşu binince, ortam haddinden fazla otokratik bir g�r�nt� arz ediyordu. �alışanlardan bazıları o kadar abartıyordu ki bu "saygıdan" kendini kasma işini, Abi'nin yaptığı esprilere ayıp olur diye g�lemeyen, nefesini tutup havasızlıktan moraranlar bile �ıkabiliyordu. Sırat K�pr�s��nden ge�mek gibiydi espri toplantıları Gırgır dergisindeki yeni yetmeler i�in.

Beğenilen esprilerin �izilmesi de �oğu zaman ayrı bir badireydi. Aral kardeşler, dergilerine girecek t�m karikat�rleri daha kurşun kalem aşamasındayken g�rmek istiyor ve kendi yaptıklarından farklı bir tarzda �izilen her t�rl� �izgiyi ucu k�tleşmiş HB kalemleriyle bastıra bastıra "d�zeltiyorlardı". �yle bir d�zeltme oluyordu ki bu, gen� �izerin zaten korka korka �iziktirdiği titrek kurşun kalem izleri, k�t kalemle �st�nden ge�ilmiş o buyurgan ve kalın �izgilerin altında kayboluyor, schoeller karton �zerindeki "d�zeltilmiş" �izgi karmaşasına bakan gen� �izerin orada kuralları kimin koyduğu konusunda en ufak bir kuşkusu varsa da hemen siliniveriyordu.

İşte tam da bu nedenden dolayı, Gırgır dergisi (ve onun t�revleri olan Fırt, L�kl�k, Avni, Hıbır, Limon, Leman, LeManyak, Lombak, Penguen, vd dergiler) hi�bir zaman bir okul olamadı. Orası, her hafta yayınlanan s�reli bir yayına alelacele karikat�rler yetiştirilen ve o karikat�rlerden artan boşluklara da fıkra kısalığında komik yazılar yazılan bir işyeriydi. Haftanın yalnızca bir, hadi bilemedin iki g�n�nde �alışılan ve "espri g�sterme" toplantıları dışında pek g�r�ş�lemeyen, Abi'lerin karikat�ristleri zile basarak hademe �ağırır gibi �ağırdığı bu yerde, usta olarak kabul edilen karikat�rc�lerin, kendilerinden daha gen� ve hevesli �izerlerle bir araya gelip, onlara mesleki deneyimlerini aktaracağı ve becerilerini geliştirmelerine �nayak olacağı bir ortam hi� oluşmadı.

İşin hep dar vakitte kotarıldığı, haftada bir ya da iki gece sabahlanıp uykusuz kalınan, azarlanma, aşağılanma, kovulma korkusuyla gerilim altında �alışılan, beher masaya yaklaşık d�rt-beş �izerin d�şt�ğ�, okuldan ya da mizah dergisinden ziyade, konfeksiyon at�lyesini ve oradaki usta-�ırak ilişkilerini anımsatan sıkıntılı bir ortamdı Gırgır dergisi. �alışma koşulları pek i� a�ıcı sayılmazdı.

Başka t�rl� olamaz mıydı? Olabilirdi herhalde. En azından Aral Kardeşler, birlikte �alıştıkları gen�leri bu kadar kasmayabilirlerdi. Onların (belli sınırlar i�inde olsa dahi) yeni �izgi ve espri tarzlarını aramalarına olanak sağlayabilirlerdi. Nitekim, bu sıkı uygulamanın, derginin karakteristik d�neminin sonlarına doğru, bir par�acık gevşetildiğini işitiyordum (artık yoktum dergide), ama yine de genişletilen bu sınırlar, Abi'nin şart koştuğu patates burun, kocaman el-ayak-baş, her kıvrımı sıkı sıkıya belirlenmiş "koşan adam, şaşıran adam, hınzır adam" şablonlarını mecburiyet zoruna ezberlemiş gen� �izerlerin kendilerini yeterince yaratıcı ve �zg�r hissetmelerine olanak verecek derecede olmadı.

�yle ki, Gırgır dergisi bir patron darbesiyle el değiştirip tarumar edildikten sonra pıtırak gibi yayın hayatına atılıveren Gırgır t�revi dergilerde, karikat�rlerin arka planına konan sarı boyayı kaldırma cesaretini bile bulamadı Abi'nin izinden giden �izer ve espriciler. Sanırım, Gırgır'ın �ok satan bir dergi oluşunun bileşenlerinin tam olarak bilinememesinden ve kerametin bir b�l�m�n� de bu sarı boyada sanmaktan, belki de tasarım ve edit�rl�k konusunda herhangi bir artı nitelik taşımamaktan kaynaklanıyor olmalıydı.

Zamanla bu beceriksizliği "�slup" diye benimseyip konuyu kapattı Gırgır kuşağı. G�r�nt�s�yle fanzin, i�eriğiyle zevzek ve siyaseten totaliter bir y�r�ngede d�n�p durmaya başladı.
Gırgır sonrası dergilerin, başlangı�ta Oğuz Aral tarafından belirlenmiş olan bu �izginin �zerine ne kattığı ya da katamadığı, bu iddiasız denemeyi aşan daha kapsamlı bir incelemenin konusu ama şu kadarını s�yleyebilirim ki, Gırgır dergisindeki katı �alışma koşulları, ister istemez, aradan ge�en 30 yıla yakın s�reye rağmen, Gırgır �ıkışlı �izerlerin, �rneğin bir 50 kuşağı karikat�ristlerinin, ulaştığı �slup �eşitliliğini ve grafik beceriyi yakalayamamış olduğunu g�steriyor.

Belki de bunu olağan karşılamak gerekir. ��nk� Gırgır, son ��z�mlemede Oğuz Aral'ın mizahı pop�lerleştirme becerisinin �zerine kurulu, st�dyo mantığıyla, bir ustanın �evresinde konuşlanmış asistan �izerlerle kotarılan bir dergiydi. Oğuz Aral'dan artan boşlukların yine onun tarzıyla uyuşan karikat�rlerle doldurulduğu bir "tek adam g�sterisi" diye adlandırmak da sanırım yanlış olmaz.

Baştan net olarak (bu anlattığım şekliyle) tarif edilmese de, o dergiyi nasıl sattıracağını bilen bir profesyonel d�mendeydi ve kuralların onun tarafından konuluyor olmasında tuhaf bir yan yoktu (Hatta 30 yıl sonra o g�nlere baktığımda, bu uygulamadan o zamanlar, dergideyken rahatsızlık duyuyor oluşumun benim sorunum olduğunu anlıyorum ama Abi'nin yanındaki gen�lerle kurduğu sert ilişkiyi benimseyebilmek, sanırım bug�n de becerebileceğim bir şey değil).
"Acık da biz �lelim" furyası ve ��z�lme

Gırgır dergisi, yetmişli yılların başında atıldığı yayın ser�veninin en parlak d�nemini yine o on yıllık zaman diliminde yaşadı. �ok sayıda gen� �izer adayına şans tanıdı Oğuz Aral. Daha sonra kardeşi Tekin Aral tarafından �ıkarılan Fırt ve L�kl�k dergileri de bu kervana katıldı. �ok sayıda yetenekli gen�, bu iki kardeşin c�mert�e �dedikleri telif �cretleri sayesinde, daha lise yıllarında babalarının birka� katı aylık kazancı olan şanslı �ocuklara d�n�şt�ler.

Bu kabarık telif �creti politikasından mı, karikat�ristlikten k�şeyi d�nen iki Abi'nin oluşturduğu akıl �elici �rnekten mi, yoksa 80'li yıllarda zaten toplumun her kesiminde "y�kselen değer" olan sınıf atlama d�rt�s�n�n sonucu mu bilemiyorum, karikat�r� servet edinme kapısı olarak g�rmek ve o amaca ulaşmak i�in yapılan klikleşmeler, s�rt�şmeler, ayak oyunları, bir sonraki �izer kuşağının standart niteliklerinden birisi oldu.

Gırgır d�nemi, Oğuz Aral'ın kıvrak �izgilerinin ve becerikli �izgi romancılığının damgasını vurduğu bir d�nemdir. �izgilerdeki ve konuları ele alıştaki maharet, derginin ulaştığı satış başarısını olanaklı kılacak bir ivme kazandıysa da, az yukarıda s�z�n� ettiğim st�dyo işi (konfeksiyoncu) anlayış nedeniyle, daha sonra "akademi mezunu" olacak olan Gırgır k�kenli karikat�ristlerin �oğunun Oğuz Aral kalıplarından daha yetkin bir noktaya varamadıklarını teslim etmek gerek.

Gırgır'ın patron değiştirmesiyle ortaya �ıkan dağılma s�reci, Aral Kardeşler�in başka bir gruptan �ıkardıkları dergilerin kesin başarısızlığı sonucunda dergi piyasasından �ekilmeleriyle daha da belirginleşti. Bir zamanlar 150 bin satan bir dergiyi (sanırım L�kl�k) "az satıyor" diye kapatan "Abi"ler, birka� bin tirajı bile yakalayamıyordu artık.

Ş�yle bir g�zlemim var: Bir dergi ya da gazete, zaman i�inde bir tiraj başarısı yakaladığında, o yayın organındaki "ağır top"lar bu başarıyı yaratan d�nemsel koşulların ve diğer değişkenlerin payını yok sayarak her şeyi tamamen kendi kişisel karizmalarına bağlamak gibi bir hataya d�ş�yorlar. Aslında o yayından bıktığı halde sırf alışkanlık nedeniyle o an i�in satın almayı s�rd�ren okur oranı g�zden ka�ırılıyor. Sonra bir g�n, şu ya da bu nedenle ve bir bi�imde o yayın organı bu ağır topların ayaklarının altından kayıp gittiğinde kişisel karizmaların ger�ek boyutu t�m �ıplaklığıyla ortaya �ıkıyor.

Bu durum, 1991 yılında Cumhuriyet gazetesinin yaşadığı ortadan ikiye b�l�nme s�recinde de g�r�ld�. Gazetenin en �ok "okunan" k�şe yazarları, İlhan Sel�uk, Uğur Mumcu ve diğerleri, o anki 130 bin cıvarındaki tirajın tamamen kendi kerametleri olduğunu sanıp, gazeteyi terk ettiler. Terk etmekle de yetinmeyip orada kalanlara karşı ağır bir hakaret ve yıpratma savaşı başlattılar. Tiraj 30-40 binlere d�şt�. Ama bir yıl sonra y�netim kurulunda �oğunluğu ele ge�irip "muzaffer" bir edayla geri d�nd�klerinde de bu tiraj 30-40 bin civarında demir attı, ne yapsalar yukarı �ıkmadı. Karizmanın gazı ka�mıştı. Ağır toplar, gazeteden zaten bıkmış olduğu halde madde bağımlısı gibi satın almayı s�rd�ren ama okumayan "okur"ları pek hesaba katmamışlardı. Bu tepişme sırasında onları ilelebet kaybettiler.

Gırgır ve Fırt olayında da, Aral Kardeşler�in edit�rl�kten �ekilmesiyle ortaya �ıkan y�n/y�ntem kargaşasında g�r�ld� ki, beğenilen bir karikat�rist/esprici olmak başarılı bir dergi �ıkarmak i�in yeterli değil. Dergiler mitoz b�l�nmeyle �oğalırken, satış rakamları da mum gibi erimeye başladı. Ama sanırım Oğuz Aral'ın �ğrencileri zengin olma hırsından kolay kolay vazge�emiyorlardı. Gırtlaklaşma, kazık atma, sabaha karşı darbeleri, arkadaş satma �yk�leri dilden dile dolanırken, bug�n ayrıntılarını anımsamakta zorlandığım bir hayhuy, neredeyse her "olmuş" �izerin kendi dergisini �ıkartması, geceyarısından sonra topluca işi kırıp başka patronla iş bitirme, mevcut patronu ayak oyunuyla saf dışı bırakıp dergiye el koyma, yol arkadaşlarını uyutup tek patron olma ve nihayetinde bir eliyle 3 milyon dolarlık matbaa makinesi satın alırken, diğer eliyle de yoksulları "satılmış" diye aşağılayan karikat�rler �izme becerisini g�steren patron karikat�ristler d�nemini başlattı.

İşin moral boyutu belki bir başka incelemenin, hatta kitabın konusu olacaktır. Ama �Bu değişimin karikat�r estetiğine yansıması ne oldu?� diye sual eden olursa, şunu s�yleyebilirim: Gelen gideni aratıyor. Aral Kardeşler�i "yoz" falan diye sıfatlandıran se�kin zevat, sanırım bug�nk� "alkol/hedonizm/sinkaf" ��geninde hapsolmuş, toplumsal hayattan adamakıllı kopmuş, konu yelpazesi sadece dergi i�i ahbaplıklarına ve Beyoğlu barlarına indirgenmiş, c�mle kurma ve n�kte yapabilme becerisi de "_mına koyiim" mantrasına indirgenmiş �izer, kuşağını yorumlayabilecek cesareti kendinde bulamıyor olsa gerek.

Bunun vebalini Gırgır dergisini yoktan var edip T�rkiye i�in rekor sayılacak satış �izgisine �ıkaran Oğuz Aral'a y�klemek haksızlık olur. Başlangı�ta doğru y�nlendirilmemiş ve fazlasıyla baskı altına alınmış da olsa, her �izer kendi sanatsal gelişiminden kendisi sorumludur. Gırgır, zamanla yarışılarak �retilen bir dergiydi. Edit�rl�ğ�n�n yanı sıra her hafta d�rt-beş sayfa Utanmaz Adam ve yarım sayfa Avanak Avni �izen Oğuz Aral'ın dergideki gen� �izerlere �i�eği Burnunda Karikat�ristler k�şesinde tekrarlayıp durduğu "gereksiz taramalardan ka�ının, daha hınzırca şeyler d�ş�n�n" ve benzeri �ğ�tlerin �tesinde bilgi aktarımından fazlasına ne zamanı ne de enerjisi yeterdi herhalde. Bu gelişimi herkes kendi mecrasında kaydetmeliydi.

Kişisel olarak kaydedenler de oldu nitekim, ama bu başarı dergilerin genel havasına yansımadı.
Yine de Oğuz Aral, bir dergi edit�r�n�n yapabileceğinden daha fazlasını yaptı. En azından, yetmişli ve seksenli yıllarda bir�ok gen� insanın karikat�re y�nelmelerine ve bu işten hatırı sayılır paralar kazanmalarına zemin hazırladı. Ger�i fatura �zerinde oynamalar yaparak patronunu tongaya d�ş�rmekte, bir miktar para da oradan cebe indirmekte sakınca g�rmediyse de (bu konu adliyenin alanına girer, onlar da bildiğim kadarıyla 11 bu�uk ay hapis cezası verip tecil ettiler), Abi'lerin eli (��mez gibi kullanılan) �alışma arkadaşlarına karşı telif konusunda �oğu zaman a�ık oldu.

Kuşkusuz, bu kadar pop�ler olabilmiş bir gelenek bir�ok olumlu ve olumsuz yoruma konu olacaktır. Ama bug�n, 30 yıllık bir mesafeden baktığımda, yetmişli yıllardaki Gırgır dergisinin yeri kolay kolay doldurulamayacak bir canlılığın ve doğurganlığın kaynağı olduğunu d�ş�n�yorum. Gırgır, yaşayan bir organizmaydı, doğal olarak s�z�n� s�yledi, tekrara d�şt�, yaşlandı, �mr�n� tamamladı ve bitti. Ama bundan sonra karikat�r ve �izgi roman yapacak olan herkes, orada bir durup, soluklanıp, Gırgır dilinin neyin nesi olduğunu anlamaya �alışmadan yoluna devam edemeyecektir. B�yle bir k�lliyatı toplumumuza kazandırmış olması, bundan sonraki kuşakların ve araştırmacıların da Oğuz Aral'ı ve Tekin Aral'ı saygıyla anmasına yeter sanıyorum.

Diğer yandan, Gırgır'daki bazı sakat klişelerin bug�n daha da kalın �izgilerle devam ettirildiğini g�rmek �z�c�. Gırgır ve Fırt dergilerinin artık bir başkası tarafından �ıkarılan hayaletlerini saymazsak, Leman ve Penguen dergileriyle varlığını s�rd�rmekte olan Gırgır t�revi mizahın, kaynak dergiye g�re daha kaba, marjinal ve i�eriksiz olduğunu s�ylemek durumundayım.

Gırgır'ın tavrı, kadınları, eşcinselleri, azınlıkları, dini cemaatleri, Batı'yı, Doğu'yu, T�rkiye'yle ihtilaflı �lkelerin halklarını, moda eğilimleri, pop�ler k�lt�r yıldızlarını, arabesk�ileri, metalcileri, sporcuları, parlamentoyu, sivil siyaset�ileri, "solcu" olmayanları (ki bu epeyce tartışma g�t�r�r bir solculuk), kısacası, dergi �izerlerinin kendi meşrepleri gereğince "�teki" olarak algıladıkları herkesi kaba bir dille yerin dibine ge�irmesi, kişilerin ve markaların adlarından hakaretamiz s�zc�kler t�retilmesi, o ocakta yetişmiş mizah�ıların kronik yanlışı haline geldi. Artık (bıkkınlıktan mı, kabızlıktan mı bilmem) Gırgır'daki nispeten �rt�k iğneleyici �slubun da zamanla bir kenara bırakılıp "haftanın lalesi" gibi sadece k�f�re dayanan bir manevi şiddet, "mizah" adı altında pervasızca uygulanır oldu.

Galiba mizahın �z�ndeki muhalefet etme d�sturu, ne yazık ki hem Gırgır'da hem de onu izleyen dergilerde sığ sularda seyretti. �nceki kuşak dergilerde bu durum daha da i�ler acısıydı. 1960 ihtilali sonrasında �izilen "sallandırın bunları" bağlamındaki karikat�rlerin bu �lke mizahının utan� vesikaları olduğunu d�ş�n�yorum. Ger�ek iktidarı elinde bulunduran silahlı ve silahsız b�rokrasiye hemen hemen hi� değinmeden, sadece se�imle gelip (bazen darbeyle) giden sivil siyaset�ileri "hicvetmeyi" yeğleyen Gırgır �ncesi ve sonrası pop�ler �izerler "muhalif olmak" kavramının i�ini pek iyi doldurabilmiş gibi g�r�nm�yor. Ama yine de tarihe bir kayıt d�şmek gerekir ki, 12 Eyl�l darbesini izleyen baskı d�neminde, o darbeye ve uygulamalarına dil uzatabilecek cesaret de yalnızca Gırgır'dan geldi.

G�n�m�zde H�rriyet gazetesinde yazarlık (nadiren de �izerlik) yapmakta olan Oğuz Aral'ın siyas� duruşunda algıladığım y�zeysellik, devlet yanlısı ve kaba saba tutum, 12 Eyl�l d�nemindeki o cesur �ıkışın derin bir sivil toplum bilincinden �ok kişisel diklenmeye dayandığı kanısına varmama neden oluyor.

Gırgır ve onun a�tığı yoldan ilerleyen mizah ve karikat�r eğrisinin (ki buna televizyonda dizi yazarlığına y�nelen Gırgır �ıkışlı espriciler de dahil) �oğunlukla kendilerini sol �izgiye daha yakın g�rseler de, bu solculuğun CHP geleneğinden daha yaratıcı bir solculuk olamadığı ortada. Bu haliyle Gırgır t�revi dergilerin solculuğu (biraz m�bal�ğa ile) aşiret t�relerine sımsıkı bağlı feodal delikanlıların, kardeş kanı akıtan nevrotik namus takıntısıyla fazlaca benzeşiyor. En ufak farklılıkta kasaturasına davranan bura solcusu/mizah�ısı her taşın altında bir "ihanet" ve "iffetsizlik" arıyor. �yle olunca da, toplumsal gelişmeler kabilenin t�releriyle uyum sorunundan ibaret bir "mevcut yoklaması"ndan �teye ge�emiyor.

Tabii şu soru da yanıt bekliyor bizden: Hiciv sanatı, hep iddia edildiği gibi sahiden de ezilenlerin ezenlere karşı bir sil�hı mıdır, yoksa bu tanım, yetmişli yılların militan solcuları tarafından tahrif edilmiş (ve stratejiye eklemlenmiş) bir mizah tanımı mı? ��nk� eğer mizahın sadece ve daima g��l� olanı eleştirmesi yapısal bir zorunluluk ise, iktidar elitinin dışında kalanlara, değişimden yana ve sisteme karşı olanlara karşı takınılan bu (sol kisveli) tutucu muhalefet neyin nesi? Emekli generallerle ve ittihat�ı artıklarıyla aynı dili konuşan mizah�ı hangi "baskı"ya baş kaldırıyor olabilir?

Eeee, sonu�?

Sonu� olarak, Gırgır dergisini izleyen sonraki kuşak dergilerinin de "okul" olmayı başaramadıklarını, sadece "usta"dan edinilmiş (doğru/yanlış) alışkanlıkları sorgulamadan ve �zerine pek bir şey katmadan yineledikleri, belki dergiciliğin yoğun temposu y�z�nden, belki kişisel ve d�nemsel nedenlerden dolayı entellekt�el kapasitelerini geliştiremedikleri, doğurgan bir sanat ortamı yaratamadıklarını, pazarlamacı yanı sanat�ı yanından daha baskın olan birka� karikat�ristin ticar� kıvraklığıyla ayakta kalan birka� dergideki y�netici kadroyla ge�inebilme başarısını g�sterebilen "uyumlu" azınlıkla sınırlı kalan bir gerileme tablosunun ortaya �ıktığını da ayrıca eklemek zorundayım.

Kişisel g�r�ş�m, bu akımın son yirmi yılda hi� bir yeniliğe imza atamadığı, daha yetmişli yıllarda yapılmış ve t�ketilmiş klişeleri durmaksızın tekrarlamaktan �teye ge�emediği ve o kuşak �izerlerinin (bu satırları yazan muhterem de dahil olmak �zere) eski parlak g�nlerine d�n�ş yapabileceklerine dair herhangi bir sinyal veremediklerini belirtmek zorundayım.
Buna karikat�r�n d�nya genelinde i�ine d�şt�ğ� ilgi azalması, kavram yaratamama, �nemsizleşme s�recini de g�z �n�nde tutarak bakarsak, yeni kuşakları karikat�r ve �izgi romana y�nlendirecek farklı ve g��l� akımlar ortaya �ıkana kadar, bu gerilemenin sıradaki aşamalarını da g�zleyecekmişiz gibi g�r�n�-yor.

Ondan sonrasını da başkaları yazar artık.

.....

Yazı, Ser�ven, �izgi Roman Araştırmaları Dergisinin 1.Sayısında yayınlanmıştır.

İlgilenler i�in Not: Yazı se�tiğimiz resim, Necdet Şen'in �izgiyle ilgili -doğal olarak Gırgır'ı da ele aldığı- �zyaşam �yk�s�n� anlattığı alb�m�n kapağıdır.


En Son Eklenen 5 İnceleme

Tuna�nın Ağıdı: Plevne
03.11.2007
T�rkiye�de tarihi �izgi romanın gelişiminde �nemli bir durak olan Ratip Tahir Burak�ı ayrıcalıklı kılan se�tiği konular ve �izgisinin orijinalliği idi. ...

Kızlar İ�in Manga:
11.10.2007
Kitap d�kkanı zincirlerinden birine girdiğinizde yerde uzanmış manga � Japon yazarlar tarafından yazılmış ve �izilmiş, siyah beyaz, kalın �izgi romanlar � okuyan bir gen� kızla karş...

Harry Potter ve The Books Of Magic
03.10.2007
Harry Potter serisi ve the Books of Magic (B�y� Kitapları) serisi arasındaki benzerlikler bir �ok kişi tarafından rastlantıdan �te bir şey olarak g�r�l�yor. ...

Hanımlar ve beyler, şu elimde g�rm�ş olduğunuz �izgi roman...
28.01.2007
�izgi romanın doğasına ve potansiyeline ilişkin Emre Kuzuoğlu'dan bir deneme......

Zoraki Casus: Max Friedman
28.01.2007
Vittorio Giardino'nun �nemli bir d�nem �alışması olan Max Friedman, ayrıntıcı �izgileri ve insani hik�yeleriyle benzersiz niteliklere sahip......



 

雪茄| 雪茄烟网购/雪茄网购| 雪茄专卖店| 古巴雪茄专卖网| 古巴雪茄价格| 雪茄价格| 雪茄怎么抽| 雪茄哪里买| 雪茄海淘| 古巴雪茄品牌| 推荐一个卖雪茄的网站| 非古雪茄| 陈年雪茄| 限量版雪茄| 高希霸| 帕特加斯d4| 保利华雪茄| 大卫杜夫雪茄| 蒙特雪茄| 好友雪茄

古巴雪茄品牌| 非古雪茄品牌

Addmotor electric bike shop

Beauties' Secret化妝及護膚品

DecorCollection歐洲傢俬| 傢俬/家俬/家私| 意大利傢俬/實木傢俬| 梳化| 意大利梳化/歐洲梳化| 餐桌/餐枱/餐檯| 餐椅| 電視櫃| 衣櫃| 床架| 茶几

Wycombe Abbey| 香港威雅學校| private school hong kong| English primary school Hong Kong| primary education| top schools in Hong Kong| best international schools hong kong| best primary schools in hong kong| school day| boarding school Hong Kong| 香港威雅國際學校| Wycombe Abbey School

邮件营销| 電郵推廣| edm营销| 邮件群发软件| 营销软件|