07.06.2006

 

Evrenin Kalbinde, Jodorowsky Konuşuyor

www.seruven.org

L.A. Weekly�den Jay Babcock, underground ve muhalif k�lt�rlerin �arpıcı �reticilerinden biri olan Alexandro Jodorowsky ile r�portaj yapmış. Bu r�portajı vesile ederek T�rkiye�de nerdeyse hi� tanınmayan bu �arpıcı y�netmen ve �izgi roman senaristi hakkında �konuşma� gereği duyduk.

Bir s�yleşisinde �Kuzey Amerikalıların �oğu saykodelik ila�lardan ne istiyorlarsa ben de sinemadan onu istedim� diyen Alexandro Jodorowsky (Alehandro Yodorovski diye okunur) 1970�te kelimenin tam
anlamıyla u�uk bir film olan El Topo ile karşı k�lt�r�n bilincine yerleşmeyi başarmış, film New York�ta bir salonda aralıksız tam yedi ay g�sterilmişti. Olduk�a sert, mistik, Bu�uel ya da Fellini�nin ger�ek�st� d�şsel filmlerinden �ok daha şok edici bir �alışmaydı El Topo. İlk geceyarısı filmi sayılan El Topo John Lennon, Yoko Ono ve Dennis Hopper gibi filmi yere g�ğe koyamayan �nl� isimlerin de aralarında olduğu tutkulu hayranlar edinerek bir k�lt haline gelmişti. Filmin d�şsel imgelemi de Jodorowski�nin Kenneth Anger ve Maya Deren gibi Amerikan avangart film y�netmenlerinin bi�imine benzetilmesine yol a�tı. Nitekim film, en iyi �saykodelik western� s�zc�ğ� ile tanımlanıyordu. Jodorowskinin bu filmin senaryosunu yazıp, m�ziklerini yapması, kamerayı kullanması ve başrol� oynaması da onun ş�hretini pekiştiren bir unsur oldu. Film, arkasında herhangi bir rekl�m desteği olmaksızın haftanın yedi g�n� salonu ağzına kadar dolduran seyircilere g�sterilmekteydi. Filmi g�sterime sokan sinemanın m�d�r� Ben Barenholtz �iki ay i�erisinde limuzinler kapının �n�nde dizilmeye başlamışlardı. Mutlaka g�r�lmesi gereken filmler listesine girmişti artık� diye a�ıklayacaktı durumu.

The Beatles ve Rolling Stones gruplarının k�t� ş�hretli menajeri Allen Klein, Jodorowsky ile bir film i�in anlaşma imzalamış, Miles Davis�in takımından Alan Douglas da yarısı s�zde El Topo�nun senaryosundan diğer yarısı da y�netmenle yapılmış olduk�a uzun ve olduk�a şaşırtıcı bir s�yleşiden oluşan ucuz baskı bir kitap �ıkarmıştır.

1972 yazına gelindiğinde Jodorowsky�nin sıradaki filmi ile ilgili beklentiler �ylesine artmıştı ki Rolling Stone dergisi bir muhabirini Meksika�ya �stadın yeni filmi The Holy Mountain�ın setine g�ndermişti. Bu ziyaretin sonrasında dergide �ıkan yazı ki derginin kapağında Van Morrison hakkındaki yazıdan hemen sonra yer almaktaydı, sansasyonellikle tam bir �ılgınlık arasında gidip gelen dekorlardan, diyaloglardan ve sahnelerden bahsetmekteydi. Filmin yapımında �alışanların bu hadiseler karşısında nutku tutulmuştu: Biri duygularını ş�yle dile getiriyordu: �bence d�nyanın hi�bir yerinde şu anda burada olanlardan daha �nemli hi�bir şey olamaz. En azından g�r�lebilecek en garip şey bu.�

Ger�ekten de s�z konusu film tam manasıyla b�yle bir şey olabilir, tabii filmi seyredebilirseniz! Filmin g�sterime �ıkarılmasına az bir s�re kalmışken Jodorowsky ile Klein arsında bug�ne kadar devam edecek olan olduk�a ciddi bir anlaşmazlık yaşanmış ve bu y�zden The Holy Mountain bir t�rl� ne videoda ne de DVD�de yasal bir g�sterim hakkına sahip olamamıştır (ama korsan kayıtlara ulaşmak her zaman m�mk�nd�r).

Jodorowsky sonraki yıllarda Frank Herbert�ın Dune kitabını sinemaya uyarlamak istemiştir. Projenin en ilgin� yanı filmin ekibidir. Bir yandan Pink Floyd elemanları filmin m�ziklerini yazmayı �nerirken �te yandan George Romero filmlerindeki efektleri ile tanınan Dan O�Bannon ile �zel efektler i�in anlaşılmıştır. Filmin oyuncuları arasında ise eksantrik İspanyol ressam Salvador Dali, sessiz sinema d�neminin yıldızlarından Gloria Swanson ve muhteşem Orson Welles de vardır. İll�strat�r Chriss Foss ise uzay gemisinin tasarımını �stlenmiştir. Film �eşitli sebeplerle �ekilemez ama Jodorowski bu proje sayesinde uzun d�nemli bir işbirliğini başlatacağı �nl� �izer Jean Giroud (nam-ı diğer Moebius) ile tanışmış olur. Moebius İsve�li sanat�ı H.R. Giger�la birlikte filmin tararımı ve story board�u �zerinde �alışmıştır.

Ger�ekten de, s�yleşi i�in Jodorowsky�nin karşısına ge�tiğimde s�z konusu kariyerin kapsamı apa�ık ortadaydı: Jodorowsky tam altı ayrı �izgi roman projesi i�in senaryo �alışmalarını s�rd�rmekteydi. Son 25 yılda d�nyanın en �nde gelen �izerleri ile yaptığı ortak �alışmalarda da g�rd�ğ�m�z gibi Jodorowsky �izgi romanda u�suz bucaksız hayal g�c�n� istediği gibi kullanabileceği bir sanat formu bulmuş. Hem de nasıl �izgi romanlar: Philip K. Dick�in iyice u�up gittiği The Incal serisi, Homerik uzay operası The Metabarons, intikam ve arınma serisi Son of the Gun, garip bir Western olan Bouncer gibi.

Konuşmamız esnasında 75 yaşındaki Jodorowsky tam anlamıyla g�z kamaştırdı. Bozuk sayılabilecek bir İngilizce ile (konuşmadan se�ilen aşağıdaki alıntılar az da olsa d�zeltilmiştir) konuşan Jodorowsky c�mert, kendisini k���k g�ren, meraklı ve k���k bir �ocuğun hayranlık duygusuna sahip bir g�r�nt� �izdi. 1972�deki The Holy Mountain�dan bu g�ne kadar sadece �� film yapabilmişti: Kayıp �ocukların hik�yesini anlattığı Tusk (1980), şaşırtıcı �l��de sert bir Grand Guignol �rneği olan Santa Sangre (1989) ve oyalanmak i�in �ektiği The Rainbow Thief (1990). Her ne kadar sık sık eski formuna d�neceği y�n�nde a�ıklamalarda bulunsa g�n�m�z�n piyasa koşullarında bu iddianın ger�ekleşmesi pek de kolay bir iş gibi g�r�nm�yor bize.

Ama Jodorowsky bu arada bir takım olduk�a �nemli projenin de altından kalkmasını bilmiştir: Bunlar arasında İncil �zerine yazdığı bir kitap boyutundaki yorum, orijinal tarot destesi olduğunu iddia ettiği kartların uzun soluklu restorasyonu, bir kısa hik�ye koleksiyonu ve bir şiir kitabıdır (Ser�ven�in notu: Şu ana kadar okuduğunuz metne katkılarda bulunan Emrah �zen�e teşekk�r ederiz)

Değil sizin yaşınızda birisi, herhangi bir yaştaki kişi i�in bile olduk�a fazla sayıda projeyi y�r�t�yorsunuz. Bu enerjiyi nereden buluyorsunuz?
Enerjiğim ��nk� yakında �leceğim, yaşlıyım ben. Bir s�r� şey yapmam gerek ve �ok az zamanım var, bu y�zden acele ediyorum. İstediğim her şeyi ger�ekleştirmeden �lmek istemiyorum.

Y�netmen olarak tanınıyorsunuz ama son 25 yılı film yapmakla değil �izgi roman hik�yeleri yaparak ge�irdiniz...
Sinemada yapamadığım her şeyi �izgi romanlarda ve hik�yelerde yapıyorum. �izgi roman alanında �alışıyorum ��nk� sinema veya şiir kadar �nemli bir sanat t�r� olduğunu d�ş�n�yorum. �izgi roman benim i�in m�thiş bir şey. D�rt ya da beş yıldır her Pazar g�n� bir sayfalık t�m bir hik�yeyi anlattığım bir �izgi roman �izdim. Son derece basit bir şeydi bu. Moebius�u �izerken g�rd�ğ�mde vazge�tim �izmekten. Asla tekrar denemek niyetinde değilim. Moebius, Boucq, Bess, Juan Gimenez, Beltran- hepsi de birer dahi bu adamların. Nasıl oluyor da b�yle �izebiliyorlar? Bir mucize bu. Travis Charest�in �izdiklerini g�rd�n�z m� hi�? İnanılmaz birisi... Acayip bir şey!

Film �ektiğinizde hemen her aşamasında varsınız: senaryo, tasarım, y�netim, kurgu vs. Ama �izgi romanda hik�yeyi yazıp bir başkasının eline teslim ediyorsunuz.
Hayır, �yle değil. �nce bir �izerle diziye başlamadan �nce �izimlerine bakıyorum. Eğer �izimlerini beğenirsem onun i�in hik�yeyi yazmaya başlıyorum. ��nk� o kişiye hayranlık beslemekteyim artık! Daha sonra oturup uzun uzun konuşuruz ve neleri �izmekten hoşlandığını, dizide neler yapmayı tasarladığını anlamaya �alışırım. Benle konuşurken �izeri daha net g�rmeye başlarım, psikolojik profilini �ıkarmaya başlarım... Ruhunu istila ederim bir anlamda... Bir �eşit keşfe �ıkarım yani. İ�ine girip kim olduğunu g�rmeye �alışırım. Nasıl biridir anlamak isterim. Daha sonra bir hik�ye fikrini tartışmaya a�arım. Bana bir s�r� fikir verir ben de hepsine tamam olur derim. Daha sonra eve gider hik�yeyi yazar ve onu bana vermiş olduğu fikirlerin hepsini hik�yemde kullanmış olduğuma ikna ederim. O da benimle �alışmakta olduğu i�in mutludur. Onun fikirleri �zerine bir şeyler yapmam- onun duygularını kullanırım.

Yani �izerle s�rekli bir işbirliği i�indesiniz, �yle mi?
Evet. S�rekli olarak. �rneğin Boucq�la Bouncer (Fedai) �zerinde �alışırken hemen her g�n kendisini telefonla arar �Ne �iziyorsun bug�n? �izerken neler hissettin?� gibi sorular sorardım. Bazen bana �falan sahnede sanki bu karakter b�yle yapmazdı gibi geliyor bana� dediğinde tartışmaya başlardık. Eğer beğenmemişse ya da yapamayacaksa kendisini daha rahat hissedeceği benzeri bir başka sahne yaratırdım. Bu hik�yeler tam manasıyla b�y�l�yor beni. Bunlar benim i�in bir para kazanma yolu değil, anlatabiliyor muyum? Yaratıcılık kısmı benim i�in �nemli olan.

Eserlerinizde bazı riskler alıyor musunuz?
Evet... The Metabarons�da her kitabı ��z�lmesi m�mk�n olmayan bir krizle bitiriyordum. Bir sorunla karşı karşıya kalıyorlardı. Adamın taşakları yok ama bir erkek �ocuğa ihtiyacı var. Peki, nasıl olacak bu iş? İmk�nsız bir durum. Sonra bekliyorum... Bekliyorum... Sonra, yavaş yavaş -�ok teşekk�rler- ��z�m beliriyor. Bu bir �eşit medyumculuk hali, sanki ilham gelmesine benziyor. Bir anda fikir aklıma geliveriyor. Sonra yazmaya başlıyorum ve her şey netleşmeye başlıyor kafamda! Bu durum fotoğraf�ının k�ğıdı asitli suya koyması ve resmin yavaş yavaş belirmeye başlamasına benziyor bir bakıma. Aslında tam da �yle oluyor.

�nceden nasıl biteceğini biliyor musunuz peki?
Yazmakta pek zorlanmıyorum. Ama yeni bir dizi, yeni bir alb�m yazmam gerektiğinde, hi�bir şey yapmadan �� g�n boyunca oturuyorum. Tek yaptığım şey televizyona bakmak, film seyretmek ve okumak... ��nk� paralize olmuş durumdayım. Aniden-rahatlamış bir ifadeyle- fikir beliriyor kafamda. �ok teşekk�rler diyorum ��nk� minnettarım. Ger�ekten minnettarım ��nk� fikri alabildim. Ama fikri ben oluşturmuyorum. Fikri yaratan ben değilim. Ben fikri alıyorum.

Nereden geliyor bu fikirler acaba?
Bilin�altından. Doğrudan bilin�altından geliyor fikirler. Bence bilin�altı devasa bir evren, �yle değil mi? Eğer kapılarınızı bilin�altına a�arsanız fikirler de gelmeye başlıyor. Bazen kendinizin olduk�a dehşet verici g�r�nt�leri ile karşılaşıyorsunuz: Sahip olmak istemediğiniz arzular tutkular, nefret ettiğiniz fikirler, sizi inciten duygular. Kapıları a�tığınızda kendinizi olduk�a garip şekillerde g�r�yorsunuz, sanki LSD aldıktan sonra yaşanan k�t� bir u�uş gibi. B�yle bir şey yaşayabilirsiniz. Cenneti de cehennemi de g�rmeniz m�mk�n, değil mi? Bu kapıları a�mak cesaret isteyen bir iş.

O zaman kapıdan ne �ıkarsa, ne kadar garip ya da dehşet verici olsun, kullanmak durumundasınız...
Aynen! Son of the Gun�ı yazdım, yazarken gayet rahattım ama sonra aniden dedim ki �Kedi gibi kuyruğu var. İmk�nsız! B�ylesi bir şey b�t�n hik�yemi, t�m karakterlerimi değiştirecek bir şey. Ne yapabilirim acaba!� Ama i�g�d�lerim �Bana g�ven, b�yle olması gerek� mesajını veriyor.

Bir tarot uzmanısınız. �izgi romanla tarot arasında bir ilişki g�r�yor musunuz?
Tabii, ��nk� tarot Almanların da Amerikalıların da İspanyolların da dilidir. G�rsel bir dildir. Kişi belki bir b�y�c� olmayabilir ama yine de tarot�u okumasını becerebilir ve bakış a�ısını genişletmeyi �ğrenebilir. Tarot�da hem resim hem s�zc�kler i� i�edir ve okuyabilirsiniz. Kimileri satran� oynamayı kimileri de k�ğıt oynamayı sever. Ben de tarot okumayı seviyorum. Eğlenceli bir şey bu benim i�in. Her �arşamba 20�30 civarında kişinin tarot falına bakıyorum. Sadece şimdiki zamanın getirdiği sorunlara yanıt verebilirim. Geleceğe inanmıyorum! Bu zihnim a�ısından da iyi bir egzersiz oluyor ��nk� ortam akılcılıktan olabildiğince uzak. Sezgiyi uyandırıp harekete ge�iriyor. Bakışınızı yıllar i�inde geliştirdiğinizde t�m bu işleri yapabiliyorsunuz. Sayfaları, hik�yeyi, �izimi ve �izgi romanları zihninizde canlandırmayı kolaylaştırıyor. The Metabarons�ta yaptığım işe bir bakın: Tek par�a, koca bir hik�ye! Benzersiz. Ben bile şaşırdım.

60�ların sonunda ve 70�lerde, �zellikle de The Holy Mountain�ın g�sterime girdiği sıralarda, verdiğiniz r�portajlarda sık sık egonuzu ortadan kaldırmaktan s�z ediyordunuz.
Evet. Başlangı�ta egomdan sıyrılabileceğimi umuyordum. Ama imk�nsız bir şey bu. Egonuzu kaybetmeniz m�mk�n değil. Ama egonuzu terbiye edebilirsiniz. Ama egodan sıyrılma konusu tam bir efsane, ger�ekle ilgisi yok. Buda�nın bile egosu vardı!

Peki, siz nasıl terbiye ettiniz?
Acı �ekerek. Yaşam acıyla ve sevin�le dolu! Ama acıyı �ğrenmeye başladığınızda d�nyanın merkezinde olmadığınızı da �ğrenmeye başlıyorsunuz. Siz merkezlerden birisiniz ama merkez değilsiniz. Hepimiz evrenin merkezlerinden birisiyiz. Ama �tek merkez benim� �evremdekiler değil diye d�ş�nmek hatalı. Ayrıca bir değeriniz olduğunu da �ğrenmek durumundasınız. �Merkez değilim, bir hi�im ben. Tam bir hi�.� diyen bir insan olmamak i�in... Bir y�n�n�z� t�rp�lerken diğer yanınızı geliştirmelisiniz. İşte Yapıt dediğimiz şey bu. Daha sonra kendinize nesnel olarak bakabilmeyi �ğrenmelisiniz: Bir ağa� g�rd�ğ�n�zde, bir kedi g�rd�ğ�n�zde kendinizi g�r�rs�n�z. Her gece uyumadan �nce karımı �per okşarım. Ve sonra kendimi g�rmeye �alışırım. [Aynaya bakıyormuş gibi yapıyor] . �Nedir bu? Kimim ben? Ruhu olan bir beden miyim yoksa bedeni olan bir ruh mu?� Sonra da �Ne diyorum ben? Ben bu bedenin bir �r�n�y�m, sevmiyorum bu bedeni, g�beğimi beğenmiyorum, aklaşmış sa�larımı beğenmiyorum.� Ama bu berbat şey, bu yaşlı adam harika bir ruh yaratıyor! Bu beden yaratıyor! Bu bedeni onurlandırmalıyım. Bakın, yıllarca bir hata yapmıştım ben. Al�akg�n�ll� olmanın kendini saklamak, değerin yokmuş gibi davranmak olduğunu sanmıştım. Ama al�akg�n�ll� olmak kendini tanımak, farkına varmaktadır. Olduğum gibi konuşuyorum, ger�ekten b�yle. Şili�de bir ulusal efsaneyim ben. Allende�den �nce ayrıldım Pinoşe�den sonra da d�nd�m. Kitaplarımı yayınladılar ve beni bir kitap fuarına davet ettiler. Şili �ok kapalı bir konumda olduğu i�in -ada gibidir- eğer bir Şili�li dış d�nyaya gider ve başarılı olursa diğer Şilililer hayrete d�şerler ve bir efsane olursunuz. Caddelerin iki yanında sıralanmışlardı... K���k oğlanlar, benimle konuşup tavsiye istiyorlardı... O anda ego sahibi olmamak �ok zor bir şey, �yle değil mi?

�eviri: Orhun Yakın


En Son Eklenen 5 Röportaj

Kemal G�khan G�rses: �Arzum G�ncel Bir Hik�yeyi G�n� G�n�ne �izebilmek��
03.07.2006
Ayşeg�l Savaşta alb�m�yle ilgili olarak Kemal G�khan G�rses ile yaptığımız r�portajı aktarıyoruz....

Evrenin Kalbinde, Jodorowsky Konuşuyor
07.06.2006
L.A. Weekly�den Jay Babcock, underground ve muhalif k�lt�rlerin �arpıcı �reticilerinden biri olan Alexandro Jodorowsky ile r�portaj yapmış. Bu r�portajı vesile ederek T�rkiye�de nerdeyse hi� tanınmayan bu �arp&...

Gerhard F�rster: �Giderek �oğalan Aktif Bir Okuyucu Var�
11.05.2006
Gerhard F�rster, Avusturya�da yaşayan, �izgi roman araştırmaları dergilerinde �alışmaları yayınlanan bir araştırmacı-yazar. Fumetti tutkunu olan F�rster, �izgi roman d�nyasına ili&...

Ozan K���kusta: ��izgi Roman İ�in Her Zaman Heyecanlıyım�
20.04.2006
Dergimizin son sayısının kapağını �izen Ozan K���kusta ile konuştuk. Ozan, yayın hazırlıkları s�ren Tam Macera ekibinden....

Uzaktan Sevin�le İzliyorum
12.03.2006
T�rkiye�nin ilk kadın karikat�risti sayılan Selma Emiroğlu-Aykan, �zellikle Kara Kedi �etesi �izgi romanıyla bir kuşağın b�y�k sempatisini kazanmıştı. Sorularımız �er�evesinde �ize...



 

雪茄| 雪茄烟网购/雪茄网购| 雪茄专卖店| 古巴雪茄专卖网| 古巴雪茄价格| 雪茄价格| 雪茄怎么抽| 雪茄哪里买| 雪茄海淘| 古巴雪茄品牌| 推荐一个卖雪茄的网站| 非古雪茄| 陈年雪茄| 限量版雪茄| 高希霸| 帕特加斯d4| 保利华雪茄| 大卫杜夫雪茄| 蒙特雪茄| 好友雪茄

古巴雪茄品牌| 非古雪茄品牌

Addmotor electric bike shop

Beauties' Secret化妝及護膚品

DecorCollection歐洲傢俬| 傢俬/家俬/家私| 意大利傢俬/實木傢俬| 梳化| 意大利梳化/歐洲梳化| 餐桌/餐枱/餐檯| 餐椅| 電視櫃| 衣櫃| 床架| 茶几

Wycombe Abbey| 香港威雅學校| private school hong kong| English primary school Hong Kong| primary education| top schools in Hong Kong| best international schools hong kong| best primary schools in hong kong| school day| boarding school Hong Kong| 香港威雅國際學校| Wycombe Abbey School

邮件营销| 電郵推廣| edm营销| 邮件群发软件| 营销软件|